KEMALİZM, MARKSİZM VE lİBERALİZM(ADAM SMİTH'Çİ GÖRÜŞ) BİRBİR

KEMALİZM, MARKSİZM VE lİBERALİZM(ADAM SMİTH'Çİ GÖRÜŞ) BİRBİRLERİ İLE MUKAYESESİ.
BAKIŞ AÇISI:
Kemalizm Milleti, Ülkeyi ve halkı ön plana çıkarır,
Marksizm ülkenin içindeki bir sınıfı İşçi sınıfını ön plana çıkarır,
Liberalizm yani Adam Smith ise kişi yi ön plana çıkarır.
AMAÇLARI:
Kemalizm, Milletin onur ve şerefle yaşamasını ve Milletin Topyekün Refah ve mutluluğunu amaç edinir.
Marks, İşçi sınıfının egemenliği sonucundaToplumu refah ve mutluluğa kavuşturmak.
Liberalizm: Kişinin Refah ve mutluluğunu sağlıyarak Tüm toplumun refah ve mutluluğa ulaşmasını sağlamak.
HAREKET NOKTALARI:
Kemalizm Milli ihtiyaçları ve milli eğilimleri belirleyerek o noktadan hareket eder.
Marksizm, Maddi alt yapıyı ve tez ile anti tezi belirleyerek o noktadan hareket eder.
Liberalizm, Arz talep ilişkilerini ve kişisel yararları belirleyerek o noktadan hareket eder.
YAKLAŞMA YÖNTEMLERİ:
Kemalizm, Ortak noktalar üzerinden ve parallelliklerden yürür.
Marksizm, Çelişkilerden ve çatışmalardan
Liberalizm, herşeyi serbest rekabetin gizli eline terk eder.
SONUÇ OLARAK:
Kemalizm, Uzlaştırıcı ve birleştiricidir.
Marksizm, Çatştırıcıdır.
Liberalizm Kendi haline terk eder.

Yukardaki tespitlere dikkat edilirse eğer, bu düşünce ve yaklaşım tarzı; sorunlara millet, ülke ve halk açısından bakıp yaklaşmasıyla daha ilk adımda, çağın diğer düşünce tarzlarından, kişisel açıdan bakan liberal düşünce tarzından, sınıf açısından bakan Marksist düşünce tarzından da ayrılmaktadır. Daha ilk adımda ortaya çıkan bu ayrılık, kuşkusuzz, büyük ölçüde düşünce tarzlarının kurucularının kimliklerinden ve çalışmalarından gütmüş oldukları amaçlardan ileri gelmektedir.

Liberal düşünce tarzının kurucusu Adam Smith bir ekonomisttir. Olaylara ekonomsit gözü ile bakılmış ve bu gözle değerlendirilmiştir. Marx ise bir Filozoftur. Olayları bu gözle incelemiştir. Marks ın amacıda ekonomik olay ve oluşlarla sosyal olaylar arasındaki ilgi ve ilişkileri ortaya çıkarmaktır.

Atatürk'e gelince; O bir devlet adamıdır. Kara bir gününde milletinin yönetim sorumluluğunu üstlenmiş bir önderdir. Bu nedenle sorunlara sorumluluk taşıyan bir yönetici gözü ile bakmaktadır. Bundan dolayıda o bakış ve görüş açısı daha geniş ve daha genel bir nitelik kazanmıştır. Diğer düşünce tarzlarının aksine bütün milleti ve bütün bir toplumu kavramaktadır.

Öte yandan Atatürk'ün onu diğer düşüncelerden ayıran bir özelliği daha vardır. O'nun çaba ve gayretlerine bilimsel kaygılar değil, yönetim sanatının pratik gerekleri egemendir. O, olay ve oluşların bilimsel bir izahını yapmak değil, olay ve gelişmelere yöne verebilmek için de zaman zaman nedenlerine inmek zorunda kalmıştır. İşte izlediği bu yöntem Atatürk'ün kendine özgü düşünce ve yaklaşım tarzı yaratması ile sonuçlanmıştır. Bu yüzdende ortaya koyduğu düşünce ve yaklaşım tarzı, bir takım teorik modeller yerine yönetim sanat ve tekniğinin inceliklerini sergilemektedir.

Ne var ki, düşünce ve yaklaşım tarzları arasındaki farklar bu kadarlada kalmamaktadır. Düşünce tarzlarının dayandığı temel anlayışlarda da farklar vardır. Hareket noktalarında da... Örneğin Marks, sosyal olay ve gelişmeleri, Tez- karşı tez ilişkileri (Dialektik felsefe) çerçevesinde ele alıp, açıklamaya çalışırken, Atatürk temel şartlardaki değişmelere bağlı olarak değişip gelişen ihtiyaç ve eğilimlerin zorlanmasının sonucu ve insan aklının eseri olarak kabul ve değerlendirmektedir. Yine Marks sonuçlara sosyal ekonomik çelişkilerden yürürken, Atatürk sosyo ekonomik paralelliklerden ve toplumu meydana getiren insanların duygu, düşünce ve anlayışları arasındaki ortak noktalardan yaklaşmaktadır. Bu nedenle de Marksist düşünce tarzının aksine Atatürk'ün düşünce tarzı yaklaşyırıcı, uzlaştırıcı ve barışçı bir düşünce tarzı olarak görünmektedir.

Atatürkçü düşünce ve yaklaşım tarzı, ihtiyaç ve eğilimlerden yararlanma bakımından bir ölçüde liberal düşünce tarzına yakın görülmekle beraber, temel anlayışlar bakımından u düşüncedende ayrılmaktadır. Her şeyden önce bu iki düşünce tarzının insanı anlayışları farklıdır. Liberal düşünce tarzında insan ekonomik eğilimlerin ve yararlarının esiridir. Ekonomik insan (homoekonomikus) böyle bir tiptir. ATATÜRK'ün insanı ise türlü duyguları eğilimleri tutkuları olan, ama bunların yanında aklı ve iradeside bulunan bir varlıktır., Bencil değil dengeli bir yaratıktır. İşte burada başlıyan farklılık, giderek ihtiyaç ve eğilimlerin tasarlanan rolüne ve buradan da düşünce tarzlarının kuramsal sonuçlarına yansımıştır. Smith, Ekonomik eğilimleri otomatik itici kabul edip, bunun sonucu olarak ekonomik ve sosyal hayatın düzenlenmesini, serbest rekabetin görünmeyen eline bırakmayı öğütlerken Atatürk, bütün bunların yanında insan aklınada yer verdiğinden ihtiyaç duyulan düzenlemelerin görünmez güçler tarafından değil de, yönetim sorumluluğunu yüklenmiş kimseler tarafından yapılması hususunu benimsemiştir.

ATATÜRK'ün diğer düşünce tarzlarıyle belkide tek birleştiği nokta, amaçtır. Refah ve mutluluk amacıdır Ama o da, şu farkla; liberal düşünce tarzı, bireylerin refah ve mutluluğunu esas alıp, bu uğurda her hareketi tabii ve mubah görürken, Marxsist düşünce tarzı; kişi ve kişisel hakları tümüyle inkar edip, kuramsal olarak tek sınıfa indirgenmiş bir toplumun ortaklaşa refah ve mutluluğunu amaç tutarken, ATATÜRK; toplumun refah ve mutluluğunu, toplumu meydana getiren unsurların refah ve mutluluklarıyla yan yana, iç, içe düşünmektedir.

Aralarındaki bütün bu ayrılıklara rağmen, aslında çağımızın bu üç ana fikir sistemi de aynı kaynak ve aynı yöntemden (tarihsel ve güncel olaylar, gözlem, inceleme ve irdeleme) yararlanarak kurulmuştur. O halde, bu kaynak ve yöntem açısından biri ne derece sağlıklı ve bilimselse, ötekilerde o derece sağlıklı ve bilimseldir. Bu açıdan birinin diğerine üstünlüğü düşünülemez. Öyle ise aralarındaki farklılıklar teşhis, değerlendirme ve yorumlama farklarından ileri gelmektedir.
Olay ve oluşları teşhis ve değerlendirme konusunda Atatürk'ün diğerlerinden önemli bir noktada ayrıldığı görülmektedir. Şöyle ki, gerek Marx, gerekse Smith olay ve oluşları otomatik bir olgu şeklinde kabul edip değerlendirme ve yorumlarını bunun üzzerine oturturlarken. Atatürk olay ve oluşların bazı temel nedenlerden kaynaklandığı, ama insanların yönetim ve denetimi altında oluşup geliştiği noktasından hareket etmektedir. Çünkü o "Dünyada her şey insan kafasından çıkar" "Bütün ilerlemeler, insan fikrinin eseridir." inanç ve anlayışı içinde bulunmaktadır. Çünkü O insan aklına büyük değer vermektedir.

Atatürk'ün mantığı içinde insan aklı daima ihtiyaç ve eğilimlerle yan yana bulunmaktadır. O halde her türlü olay, oluş ve gelişmelerde, ihtiyaçları zorlayıcı unsur olarak kabul ve benimsendiğini söyleyebiliriz. Gerçekten, Atatürk'ün bütün fikir, eylem ve davranışlarında böyle bir anlayışın izlerini her zaman bulmak mümkündür.

Marksist ve liberalist düşünce tarzında ise, insanlar olaylar içinde etkin bir unsur olarak değil, figüran olarak kabul edilmişlerdir. Marx insanları üretim ilişkilerinin, Smith ise bencil ekonomik eğilimlerinin esiri kabul etmiştir. Böylece gerçekte ihtiyaçlarıyla, duygularıyla, meğilimleriyle, aklıyla ve kısaca maddi ve manevi varlığıyle üstün bir yaratık olan insn, insanlıktan ve devreden çıkarılıncada olay ve oluşlara rağmen bir başka unsurun varlığına gerek duyulmuş ve aranmağa başlanmıştır. sonunda, biri serbest rekabette diğeri tez, karşıtez çatışmasında bu gücü bulduğunu sanmıştır. Ama bu arada insanı ve onun yaratıcı gücünü ihmal ettiklerinden biri sosyal yönü öteki de ruhsal yönü zayıf birer sistem olarak kalmışlardır.
HER ÜÇ DÜŞÜNCE TARZININ İŞLERLİĞİ:

Kemalizm'in özünü teşkil eden İHTİYAÇ ve EĞİLİM unsurlarını inceleyelim. Biz buna ihtiyaç ve eğilim felsefeside diyebiliriz. Gerçi aslında, daha öncede kısaca belirttiğimiz gibi, ihtiyaç ve eğilimlerden yaklaşma yalnız ATATÜRK'e has bir şey değildir. Bir çok düşünürler, hatta liberal ve marksist düşünce tarzlarıda zaman, zaman bundan yararlanmışlardır. Ama Kemalizm'in tamamiyle bu unsurlar üzerine bina edilmiş olduğu görülmektedir.

İşte bu ihtiyaç ve eğilim unsurları, bu türlü olay ve gelişmelere rahatça uygulanabilecek nitelikte ve özde görülmektedir. Bu nedenle Kemalizme büyük bir esneklik kazandırmış kapılarını her türlü düşünceye açık bırakmıştır. Bu unsurlar ve Kemalizm tarzı çerçevesinde, her alan ve soruna istediğimiz genişlik ve derinlikte yaklaşabilir, her olay ve gelişmeyi değerlendirebiliriz. ama örneğin Liberal düşünce tarzını ekonomik, hatta ticaret alanı dışına taştığınız andan itibaren kullanamazsınız. Marxist dialektiği, örneğin bilimsel ve teknik gelişmelere veya bir güvenlik sorununa uyguluyamazsınız. sosyal bir kurum olan aileyi meydana getiren evlenme olayında karı, kocayı bir araya getiren güç, tez,antitez çatışmasımıdır? İnsanların ekonomik eğilimleri yada rekabetin gizli elimidir? yoksa tarafların cinsel ve ruhsal ihtiyaç ve eğilimlerimidir? Sonra aile hayatının mutlu düzenli bir şekilde sürdürülmesini dialektik mantıkla mı, rekabet kurumuylamı?, yoksa ailenin kuruluşunda etken olan ihtiyaç ve eğilimlerin tatmin olup olmamasıyla mı daha kolay açıklayabiliriz.

Yine bir ekonomik kurum yada kuruluş içinde emek ve sermayenin bir araya gelişini, tarafların ihtiyaç, eğilim ve yararları arasında doğan paralellikle açıklamanız mümkün olduğu halde, bunu başka bir mantık ve yöntemle açıklamanız o kadarda kolay değildir. Ya da kuruluş içinde doğan sürtüşme ve çatışmalkarı gerçi marxisizm in istismar teorisi ile açıklayabilirsiniz. Ama aynı zamanda Atatürkçü düşünce yarzı içinde hak ve yarar paralelliğinin yada dengesinin bozulmasıyla kolayca açıklayabilirsiniz. Peki ya bu kurumlar içinde ki çatışmaları önlemek, sürtüşmeleri azaltmak gerekiyorsa, ne yapmalısınız? Kemalizme göre hak ve yarar paralelliğini ve dengesini yeniden kurmak gerektiği söylenebilir. Ama diğer düşünce tarzına göre nasıl hareket edeceğiz?Marksizme göre sermaye sahibini ortadan kaldırmak, Liberalizme göre ise kendi haline bırakmak gerekmektedir. Eğer bu ve bunun gibi noktalar, gözden uzak tutulmazsa ancak o zaman sağlıklı bir değerlendirme yapmak ve sağlıklı sonuçlara varmak mümkün olabilir.

Marksizm in insanlığa verdikleri ortadadır.kan ve göz yaşı.Sürekli çatışmai Birliğin ve beraberliğin bozulması, yeni sınıflar, kan ve gözyaşı...Eski sovyetlerin içine kapanık yaşamı, boşunamı demir perde deniyordu, ve o perde açılınca ortaya dökülenleri hep beraber gördük..Tamam eğitimli bir halk belkide...amaa aç bir halk...herşeye aç bir halk...Bunuda geçersek eğer. Bu düşüncenin yerleşmesi için ölen 50 milyon insanı görüyoruz ki Soljenitsine göre 110 milyon insan ölmüştür. Vietnamda komünizm ve liberal sömürge sistemi çatışmış bir yılda 2 milyon insan ölmüştür. Sadece Türkiyede 12 Eylül öncesi 5000 ölü ve 20 000 yaralı...İç savaşın eşiğinde bir Türkiye
Bütün bunlar insanları mutlu edeceğini söyleyen barışçı ve İnsancıl Komünist sistemin insanlığa verdikleridir.

Ya liberalizm..İnsanların yarıştırıldığı bu sistemde düşenlerin üzerine basarak yükselen bir takım uyanıkların oluşturduğu burjuvazinin hakim olduğu partiler...birisi alenen insanları öldürürken diğeri açlıkla öldürüyor, yokluğuğa mahkum ederek işini bitiriyor...

Kemalizme gelirsek eğer. uzun boylu açıklamaya bile gerek yok yabancı kaynaklı iki değerlendirme bile yeter.

"Dünyanın bu sosyal bunalımı içinde Atatürk'ün felsefesi Komünizm ile eski sosyal rejimler arasında uzlaştırıcı bir rol oynadı Kemalizm, diğer bütün felsefeler arasında pratik ve halkçı hareketler üstünlüğü ile seçkinleşmiştir. O'nun felsefesi üstün uygulama yeteneğine sahipti. O'nun ilkleri sadece kuramsal olmayıp, hemen uygulanmaya elverişliydi Kemalizm,İnsanlık için denenmiş bir çağdaş felsefedir."

"İkinci dünya savaşına kadar M.Kemal'in eseri Türkiye çapında değerlendirildi. Eski bir ülkenin modern bir millet halkine sokulması için harcanan çabayı takdir etmeyen yoktur. Söz konusu eser 1945 den bu yana bir örnek değer kazandı Kemalizm Türkiye tarihinin bir sayfası olmaktan çıkıp politik bir sisteme önderlik etmeye başladı. Yeryüzünde henüz Moskova, yada Pekin hegomonyasına girmemiş olan 3.ncü dünya devletlerine yol göstermektedir. Bu sistem"

Kemalizm in gider hanesine bakınca iki husus çıkıyor karşımıza.
Birincisi: İstenen amaca ulaşmayı engelleyen kurumların enkaz larının mevcuduiyeti...
İkincisi : Türk milletinin birliğine, bütünlüğüne ve varlığına kast eden kafaların mevcuduiyetidir...

Her düşünce belli bir tip insan yaratarak geleceğini o insana emanet etmek ister...böyle olmazsa eğer düşünce sistemleri yaşamlarını sürdürüemez.

Marksist düşünce sisteminin yarattığı insan tipini tanıyoruz..Aile millet vatan bağlarının koparmış yerien örgütü koymuş, kişiler Her şeyi "örgüt emri" diye yapanlar...Sabancı suikastında kullanılanlara bakınız...aile ilişkilerini düşünün...pkaka nın örgüt ve aile bağlarını göz önüne getirin..."Parti ve onun direktiflerinden gayrısı boş" düşünce budur. yaratılan insan budur.

Liberalist düşünce ise ne pahasına olursa olsun güç para ve iktidar düşüncesinde olan ve bu amaç ile insani değerleri dahi çiğneyen insanlar...işte ürettiği insan örneği..eskinin Dallas dizisindeki JR ı tipinde insanlar..Türkiyede hakan Uzan Tipinde insanlar.

Kemalizmin yaratmak istediği insan tipini Mustafa Kemal tarif etmiştir."Aklı hür, vijdanı hür nesiller ve gençlik"
Aşağıdaki ifadesi ise günümüzün sorumlularının bir kısmının kimler olduğunu açıklayan bir ifadesidir.


"Büyük davamız, en uygar ve en zengin bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir Bu kurumlarında değil,i düşüncelerinde de köklü bir devrim yapmış olan büyük Türk milletinin dinamik bir ülküsüdür. Bu ülküyü en kısa zamanda kavramak için fikir ve hareketi birlikte yürütmek zorundayız. Bu yolda başarı ancak sürekli bir planla ve rasyonel bir çalışmayla gerçekleştirilebilir. Bu nedenle, okuma yazma bilmeyen bir tek yurttaş bırakmamak, yurdun büyük kalkınma savaşının ve yeni çatının teknik elemanlarını, yurt davalarının ideolojisini anlayacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak kişi ve kurumları yaratmak bu önemli ilkeleri en kısa zamanda gerçekleştirmek Milli Eğitim Bakanlığının üzerine aldığı büyük ve ağır yükümlülüklerdir.
İşaret ettiğim ilkeleri Türk gençliğinin dimağında ve Türk Milletinin bilincinde daima canlı bir halde tutmak üniversitelerimize ve yüksek okullarımıza düşen başlıca görevdir."
İşte KEMALİZM in yaratmak istediği insan tipi...Yüreği insan sevgisi ile dop dolu Atatürkçü düşünceye sahip Türk'ün nefesinin sönmeyeceğini, sonsuza kadar yaşayacağını ispatlayan ve bu gün kaldırılmak istenen o ilk okul sıralarında söylediği AND'A sonuna kadar bağlı ve bu anda sadık insan ..Kemalizm böyle insanlra yetiştirmek istemiştir.

 Atatürk diyor ki "Komünizm millet içinde mağdur olan bir sınıf halkı göz önüne alır. Bizim milletimiz ise bütünü ile mağdur ve mazlumdur." Atatürk halk deyimini Türk terminolojisinde olduğu gibi yani halkın bütününü ifade etmek için kullanıyor. Çünkü halk deyiminin saınıfsal bir anlamı yoktur...Kemalizm de sınıf olarak ifade edilen gruplar gerçekte meslek grupşarıdır. Bu gruplar sosyal yaşamın gereği olarak, iş bölümünün gereği olarak oluşmuş gruplardır. Bu gruplar birbirlerine muhtaç gruplardır, birinin varlığı diğeri var olduğu içindir. birbirlerine muhtaçtırlar.

"Bizim bakış noktalarımız bizim ilkelerimiz herkesçe bilinir ki komünizm ilkeleri değildir", "Bizim bakış noktamızki halkçılıktır, gücün kudretin egemenliğin yönetimin dorudan doğruya halka verilmesi ve halkın elinde bulundurulmasıdır."

Şimdi böyle bir bakış açısı halkın bir bölümünü, diğer bölümüne ezdirirmi? bunu düşünmek gerekir..elbette ezdirmez ve bu sebbeledirki Atatürk'ün partisi Cumhuriyet halk partisi toprak reformu kanunlarını yaparak toprağın onu işleyenin eline geçmesi için çalışmış ve bunu programının değişmez maddesi olarak benimsemiştir. İlk ekonoımi kongresinde çocuk işçi çalışrtırılmasını yasaklamış ve bu konuda sert tedbirler alma yönüne gitmiştir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !